On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Rosalind Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:16 pm

Bugün, aydınlık bir kır kadar sessiz. Tyrell, kabileyi tamamen yönetip Aurelia yakınlarında bir köye getirdi. Aralarında kalmış tek kız bendim. Tyrell uzun zaman önce beni kurtarmıştı. Ölmeme, saniyeler kala beni kurtarmıştı. Ona olan borcumun asla bitmeyecek olması, ürkütücüydü çoğu zaman. Çayırlık, düz bir alana geldiğimiz zaman Tyrell elini havaya kaldırdı. Herkes onun emriyle olduğu yerde durdu. Ben de dahil.

"Bir süreliğine, duruyoruz. Herkes dinlensin. Yeniden yola çıkacağız." Tyrell bunu dedikten sonra bana doğru göz kırptı. Yanına doğru gittiğim zaman kolumdan sıkıca tutuyordu. Gözlerimin içine bakıyor, sözlerini bir araya toparlıyordu. "S..sadece dikkatli olmalısın. Lüfen, ölme." Tyrell'ı böyle görebilmek imkansızdı. Onu böyle görebilen tek kişinin ben olduğumu biliyordum, beni sevdiğini biliyordum. Tyrell'a gülümsedim. "Bugün ölmeye niyetim yok, beni merak etme." demem Tyrell'ı rahatlatmış gibi görünmüyordu. Çenemden tutup başımı ona doğru çekti. Dudakları sıcak ve şefkat doluydu. "Bunun için çabala."

Dinlenmek için süremiz dolmuştu. Neredeyse sabah tamamen doğmuştu. Tyrell herkesin neler yapması gerektiğini söylüyordu. Bugün büyük gündü. 18 yıldır hapsedilen esir bizim tek kurtuluş noktamızdı. Gök ile aramızda kalmış tek umudumuz, Xavier'dı. Yıllardır yaşadığımız göçebe hayat, ölümü her an hissettiğimiz bütün anları geride bıraktırabilirdi. Planın hatasız işlemesi bizi zafere götürecekti. Tek yapmamız gereken, doğru zamanda doğru yerde olabilmekti.

Bir süre sonra büyük bir gürültü koptu. Gök adeta yerinden yarılıyordu. Şimşekleri her tarafta duyabilmek mümkündü. Havaya karanlık bir bulut çöktü. O an koşabildiğim tek yöne doğru koştum. Bilinmezliğe.
avatar
Rosalind
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20
Nerden : Derin orman.

Kullanıcı profilini gör http://tayfun.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Maia Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:17 pm

"Eğer iki sepet yumurtaya bir çuval unu kabul etmiyorsan yapabileceğim bir şey yok." dedi şişman pazarcı. Omuzlarımı düşüp somurttum. Bu hiç adil değildi. O kadar yumurtaya nasıl sadece bir çuval unu kabul edebilirdi? Rahibeler onu azarlayacaktı. Ayrıca yumurtaların hepsini o toplamıştı. Ta tapınaktan buraya kadar eşekle gelmişti. Sadece en büyük pazar bu köyde diye. Pes etmemeliydi.

Derin bir nefes aldım ve bir adım öne attım. "Bakın, bayım-" Kulakları sağır eden bir gürültüyle yerinden sıçradım. Sanki bir şeyler yırtılıyordu. Kafamı sesin geldiği yere, yani göğe doğru kaldırdım. Aynı anda o kadar şimşek çakıyordu ki gök bembeyaz olmuştu. Etrafta hafif hafif esen rüzgar şiddetini bir anda arttırmış, fırtınaya dönüşmüştü. Sakin bir öğleden sonrası bir anda nasıl bu hale gelmişti böyle?

Rüzgar başlığımı kafasından çekince otomatikman elimi kafama götürdüm. Ama geç kalmıştım.

"Hey, sen-" dedi pazarcı saklandığı yerden bana bakarak. Bir çığlık attım ve geri çekildim. Aman tanrılarım! Beni görmüştü. Ne yapacaktım? Herkesin yeşil gözlerinin aksine mavi olan diğer gözümü kapadım ve arkamı dönüp koşmaya başladım. Pazar yerindeki herkes birbirini devirerek kaçmaya çalışıyordu. Ufak tefek olduğum için herkesin bacaklarının arasından kendime yol açmayı başarıyordum.

"Tayfun! Bu bir tayfun!" diye bağırıyordu köylüler arkamdan. Okyanusun hemen kıyısında olan köy tarihindeki en kötü hava olaylarından birine tanık oluyordu anlaşılan. O kadar korktum ki arkamı dönüp bakamadım. Tayfun beni de yutacak diye bütün gücümle koşmaya devam ettim.
Köyün çıkışından tepeye doğru çıkmaya başladım. Tapınağın bana zorlukla verdiği eşeğimi aramak için zaman kaybetmedim. Eşek benden bile daha korkaktı.

Yol giderek dikleşirken nefesim kesikleşmeye başladı ama durmadım. Duramadım. Şimşeklerin sesiyle kulak zarım yırtılacak sandım. Ya da koşmaktan ayaklarım kanayacak. Ama ikisi de olmadı. Sanki hayatım boyunca kazandığım bütün gücü kaçmak için kullanıyordum.

Bir saat sonra korkarak arkama bakmaya cesaret edebildim. Tayfun o kadar büyüktü ki bütün görüş alanımı kaplıyordu. Sanki ondan hiç uzaklaşamamıştım. Önüme dönüp koşmaya devam edecektim ki önümdeki ağaçların arasında bir hareketlenme görür gibi oldum.

"Yorgunluktan hayal görüyor olmalıyım." diye mırıldandım kendi kendime. Gerçi şimşek sesleri hala o kadar gürültülüydü ki kendi sesimi bile duyamamıştım. Ama ağaçların arasından çıkan uzun ince silüetleri seçince korkuyla irkildim. Benim koştuğum yöne doğru koşuyorlardı. Köylüler olmadıklarını, ellerindeki uzun ince şeyleri görünce anlamıştım. Mızraklar. Gerçek mızraklar. Tüylerim diken diken oldu. Biri bile beni görseydi şu an yaşamazdım. Bunu anlamak beni korkuttu. Hem de çok. Onlardan kaçmak istedim ama onlar da tayfunun aksi yönüne koşuyordu. Onları takip etmekten başka çarem yoktu.
avatar
Maia
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Xavier Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:19 pm

Yıllardır bugünün hayalini kuruyordum. Binlerce teori aklımın ucundan geçiyordu, binlerce fikir, binlerce düşünceyi hayal edebilirdim. Bu kesinlikle onlardan bir tanesi değildi. Gök hemen arkamda parçalanıyor gibiydi. Yıllardır koşmayan bacaklarımın bugün beni yarı yolda bırakmaması için dua ediyordum. İlk koşuşum ve kesinlikle en hızlı koşuşumdu. Çığlık atan binlerce insanın sesi, havada uçuşan eşyalar, can çekişen hayvanlar...

Bir yarı tanrı nasıl bu kadar korkak olabilir? Bir zavallı gibi koşuyordum ancak durmam için herhangi bir sebebim yoktu. Ölmeye bu kadar hazırlamışken kendimi, şu an ölümden olabildiğim kadar uzaklaşıyordum. Patika bir süre sonra beni bir köyün içine getirmişti. Her yer harap olmuştu. Çocuklarını, eşlerini ya da herhangi bir şeyi arayan insanlar umutsuzca dolanıyordu. Kırmızı elbisesi paramparça olmuş, esmer uzun boylu kadın omzumdan sıkıca kavradı. Akmış makyajının ardında güzel bir yüzü olduğu belli oluyordu. "Oğlum, oğlumu gördünüz mü? Uzun kumral saçları var, oğlumu gördünüz mü?" diye bağırıyordu. Umutsuzca başımı sallıyordum, herhangi birisini görürsem tanıyabileceğimi sanmıyordum. Bataklığa dönmüş yolda neredeyse yürüyebilmek imkansızdı. Bir süreliğine durulan tufan büyük bir patlama ile yeniden başlamıştı. Herkes kaçmaya çalışıyordu. Nereye gittiğimi bilmeden sadece koşmaya başladım. Hayatımın ilk günü, unutulmaz bir gün oluyordu. Bugün bir başlangıçtı, bundan emindim.

Bir süre sonra kuytu bir köşeye gelmiştim. İçeriye baktığım zaman geniş bir alana açıldığını fark ettim. En azından ıslanmayacaktım ve güvende olacağımı umuyordum. Yerler çamur içindeydi, bunu pek önemsememiştim. Yıllarca bundan daha beter bir yerde yaşamımı devam ettirmiştim. Burada kalmak benim için sorun değildi. Bir süre sadece toprağın kokusunu içime çekiyordum. Kokladığım en eşsiz kokuydu. Tarifi yok ve kesinlikle harikaydı.

O an bir gürültü ile önüme bir şey düştü. Ufak, ıslanmış bir kız. Korkudan ya da üşümekten bilemiyorum, ancak titriyordu. Ne yapacağımı bilmez bir halde omzuna dokundum. Ani bir refleks ile bana doğru bakıyordu. Gözlerindeki korkuyu içime kadar hissediyordum. Ne diyeceğimi bilemiyordum, ne yapacağımı bilemiyordum. Ağzımdan sadece iki kelime çıktı. "İyi misin?

Kız ürkekçe bana bakıyordu. "Sanırsam, bacağım kanıyor." dedi umutsuzca. Gözlerim bacaklarına ilişti o an. Gerçekten de kanıyordu. Bu durumlarda ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Dünya'ya yeni gelmiş kocaman bir bebek gibi umutsuzca gözlerine baktım. Anlamsızca bana bakıyordu. Daha önce böyle birisiyle tanışmadığından emindim. "Ne yapabileceğimi bilmiyorum.. şey." dedim. "Maia." dedi. Başımla onayladım. "Xavier. Bana böyle seslenirler." diyebildim. İlk defa birisiyle bu kadar konuşuyordum. O ismini öğrendiğim ilk insandı.
avatar
Xavier

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 22
Nerden : Yer ve Gök'ün buluştuğu yer.

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Rosalind Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:20 pm

İşler planladığımız gibi gitmiyordu. Planladığımız, kurguladığımız her şey suya düşmüştü. Ancak esaretten kurtulmamızın tek anahtarı Xavier'dı. Tyrell'ı gözüm arıyordu ama etrafımı sarmalamış kara bulut buna izin vermiyordu. Nereye gittiğimi bilmeden sadece ilerlemeye başlamıştım. Tyrell'a bir şey olmamasını umuyordum. Patika aşağı koşmaya başladım, rüzgar o kadar şiddetliydi ki ayakta durmak zorlaşmıştı. Bir süre sonra rüzgara karşı koyamaz bir hale gelmiştim. Yuvarlanıyordum. Ellerimle başımı sıkıca kenetledim. Bir süre sonra bir taşa çarpıp bitmek bilmeyen yuvarlanmam son bulmuştu. Kanayan yüzüm, soyulmuş derimin acısını hissedebiliyordum. Böyle binlerce yara ile karşılaşmıştım. Ayağa kalktığım zaman çevremi anlamaya çalışıyordum. İleride dumanları görebiliyordum. Köyün ileride kaldığını o zaman anlamıştım. Oraya doğru ilerlemeye başladığım zaman, Xavier'ı bulabilmek için herhangi bir ipucu bulabilmeyi umuyordum. Bu sırada koşmaya başladım. Koşabileceğim en hızlı halde koşuyordum.

Köye geldiğim zaman herkes acı çekiyordu. Yüzümde bir gülümseme oluşmuştu. "Bunlar, ailemi öldürdüğünüz zaman yüzünüzde oluşan gülümsemenin bedeli." diye mırıldanıyordum. Bu sahnenin daha kötüsünü yaşamıştım. Yaşımı anımsayamadığım o yıllarda ailemin yakıldığını dolabın aralanmış kapısından görebiliyordum. Ürkek ve korkak kız çocuğunun o çaresizliğini şu an bile hissedebiliyordum. Ancak üstünden yıllar geçti ve o ürkek kız yerini savaşçı almıştı. İçimde bir huzur vardı, intikamımın alındığını hissediyordum.

O sırada ayağıma bir şey çarptı. Çamura bulanmış bir hançerdi bu. Elime hançeri aldığım zaman bunun Xavier'ın olduğunu anlamıştım. Bu Yer'in damgalamasıydı. Üstünde X yazıyordu. Hançeri üstüme sürdüm ve göbeğimle kıyafetin arasına sıkıştırdım. Patikanın orasında bulduğum için, yolu dümdüz gitmeye karar vermiştim. Koşmaya başladığım zaman ayak izleri tek düze devam ediyordu. Buradan tek bir kişinin geçtiğini anlayabiliyordunuz. Kuytu bir köşede yakılan cılız ateşin ışığı dikkat çekiyordu.

Elime kılıcımı aldım ve kuytu köşeye kılıcımı soktum. Bir çığlık duymuştum ama bir erkeğe ait olamayacak kadar tizdi. İçeriye baktığım zaman korkuyla bana bakan iki kişi vardı. Hafifçe gülümsedim. "Aradığımı buldum sanırsam."
avatar
Rosalind
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20
Nerden : Derin orman.

Kullanıcı profilini gör http://tayfun.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Maia Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:20 pm

Burnumun iki santim uzağındaki kılıçtan gözlerimi ayırabildiğimde karşımdaki kıza baktım. Çok... Vahşi görünüyordu. Korkutucuydu. Uzun siyah saçları vücudunun büyük bir bölümü kaplıyordu. Çivit mavisi gözleri karanlıkta bile parlıyordu. O kadar uzun boyu ve bembeyaz teniyle rahibelerin bana küçükken anlattığı korku hikayelerindeki hayaletlere benziyordu. Ama kıyafetleri o ürkütücü güzelliğiyle büyük bir tezat oluşturuyordu. Hayvan derisinden yapılmış kıyafeti hançer izleriyle doluydu. Beline astığı deriden kemerde hançerleri asılıydı. Yüzünde tuhaf kabile boyaları vardı. Sırtında asılı mızrak onun da takip ettiğim gruptan olduğunu gösteriyordu. Bir süre onları takip etmiştim, sonra ise yolumu kaybetmiştim çünkü şimşekler dinmiş ve bütün gökyüzü yas tutar gibi mürekkep siyahına bürünmüştü. O karanlıkta bir şekilde düşüp dizimi yarmıştım. Neyse ki sonra Xavier ile karşılaşmıştım da kötü şans silsilem son bulmuştu.

Onun mavi gözlerine baktığımda korkmuştum. Ama bakışları o kadar yumuşaktı ki, bir safkan olmasına rağmen beni öldürmeyeceğini anlamıştım. Bir melez olmak iki ırka da ait olmamak demekti benim için. Ama sanki Xavier da benim gibi, hiçbir yere ait değilmiş gibi görünüyordu. Paçavra gibi olmuş tişörtünden bir parça yırtıp dizimi sarmış, oturmam için yapraklardan bir yer hazırlamıştı. Bunlar olurken hiç konuşmamıştık. Aslında, daha önce hiç bir erkekle konuşmamıştım, göbekli pazarcı adamlar hariç. Bu yüzden de o sakinlikte burnumun dibine giren bir kılıç beni dünyaya geri döndürene kadar yeni doğmuş bir kuzu gibi oturup tayfunun sesini dinlemiştim.

"Gök Tanrı'nın bize armağanı." diye mırıldandı kız, dua edercesine. "Yarı Tanrı Xavier, onur duydum." Kız başını eğip dizlerinin üstüne çöktüğünde şaşkınlıkla ona baktım. Pek şakacı bir insana benzemiyordu şu kız. Yavaşça başımı Xavier'a çevirdim ama dilim tutulmuş gibiydi, konuşamıyordum. Xavier, bir süre duraksadıktan sonra boğazını temizledi. Sanki duruma alışmak istiyormuş gibi duruşunu dikleştirdikten sonra "Kalkabilirsin." dedi. Sesini kendinden emin çıkarmaya çıkarmaya çalışmıştı eminim ama sesi bir mırıldanma gibi çıktı. Benim için bu haliyle bile bir prens gibiydi ama asla bir yarı tanrı gibi değil.

Kız ayağı kalktı ve "Ay Kabilesi'nden Rosalind, kabileme giden yolda size rehberlik edeceğim." dedi sanki sıradan bir olaydan bahsediyormuş gibi. Nihayet olayın ciddiyetinin farkına varınca ayağı fırladım.

"Bu- nasıl? Yanlışlık yapıyor olmalısınız!" Rosalind bana dünyada gördüğüm en aşağılayıcı bakışı attı ve kılıcını duvardan çıkarıp kabzasına taktı.

"Gök Tanrısının Oğlu'nun refakatçisi olmasan seni şurada öldürürdüm, sen kanı bozuk." Bu hakaretle geri adım attım. Sinirden kulaklarım bile kızarmıştı. İşte bu yüzden dışarı çıkmıyorum, diye düşündüm. Tabii öldürülme tehlikesi de vardı ama en büyük korkum insanlar tarafından aşağılanmaktı.

"Böyle doğmayı ben mi seçtim sanıyorsun?" diye mırıldandım sadece kendimin duyabileceği bir sesle. Ya da ben öyle sanmıştım. Xavier bana doğru döndü. Gördüğüm sadece bir gençti. Safkan, Yarı Tanrı, böyle lakaplar değildi aklıma gelen. Sanki bütün dünyada beni en iyi anlayabilen kişi oymuş gibi baktı bana Xavier. Sanki beni Rosalind'den korumak ister gibi hafifçe öne geçtiğini de fark etmiştim. Gözlerimin yaşardığını belli etmemek için başımı eğdim. Yediğim hakaret değil de, Xavier'ın beni savunmasıydı gözümü yaşartan. Hayatımda ilk defa biri benim için bunu yapıyordu.

"Yola çıkmalıyız." diye üsteledi Rosalind, sanki az önceki konuşmayı hiç yapmamışız gibi. Bir an Xavier'ın onu takip etmeyeceğini düşündüm. Sonuçta bir yarı tanrıydı, değil mi? İstediğini yapamaz mıydı?

Ama sadece omuz silkip Rosalind'i takip etti. Ne yapacağımı bilemeden birkaç saniye duraksadıktan sonra onları takip ettim.

"Gelmeyeceksin diye korkmuştum." dedi Xavier, onun arkasından gelirken. Birbirimize bakmasak bile onun bu lafıyla kalbim sıkışmıştı. Gerçekten bunu önemsemiş, diye düşündüm. Gerçekten beni önemsemiş.

"Kızın yaşayacağı konusunda bir şey söylemem." diye homurdandı Rosalind en önden. Göremeyeceğini bilsem de omuz silktim. Gidecek başka yerim yoktu. Manastıra geri dönmeyi düşünemiyordum bile. Bir kere olsun bana bir böcek gibi davranmayan bir insanla tanıştıktan sonra geri dönüp eski hayatımı yaşamaya devam edemezdim. Buna katlanamazdım.

Rosalind birden durunca hepimiz durduk. Kafam Xavier'ın sırtına çarpsa bile o hiçbir şey demedi, bense sadece utançtan kızardım.

"Ha, bu arada, galiba bu senin hançerin." Rosalind paslı, eski bir hançeri Xavier'a uzattı. Rüzgar başımızın üstünde uğuldarken Xavier onu yavaşça eline aldı. Tam başımı çevirecektim ki hançerden tuhaf bir ışıltı geldiğini fark ettim. Işıltı bir artıp bir azalıyordu, sanki Xavier'ın kalp atışına uyum sağlamış gibi. Rüzgar sesi artıp kulaklarıma dolmaya, kısa saçlarımı uçurup gözlerime girmelerine yol açmaya başlamıştı.

"Garip." diye mırıldandım, daha çok kendi kendime. Rosalind gülmeye benzer tuhaf bir ses çıkardı.

"Karşında duran bir yarı tanrı. Garip şeylere alışmalısın."

Sonra yoluna devam etti. Ona yetişmek için onu koşar adımlarla takip ettim. Xavier'ın arkamdan gelen ayak seslerini bir süre sonra tekrar duyabilmiştim. Orada sadece dikilmiş, buna ben mi sebep oldum diye mi düşünmüştü acaba? Bu kadar çabuk nasıl bize yetişebilmişti? Xavier'ın bir yarı tanrı olduğunu unutma, dedi içimdeki mantıklı ses. Yarı tanrı. Evet. O düşündüğüm, daha doğrusu düşünmek istediğim gibi sıradan bir genç değildi.
avatar
Maia
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Rosalind Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:21 pm

Bir ceylan avladığımız zaman boynuzlarını asla yanımızda taşımazdık. Ağırlık ve yük yapan her şeyi atardık ama şimdi bu kız bana yük oluyordu. Xavier, bir şekilde kıza değer veriyordu. Bunu anlayamıyordum, daha dakikalar öncesinde tanışmıştı ayrıca o bir melezdi. Kendi ırkımdan olmayan birisine dostça yaklaşabilmeyi aklımın ucundan geçiremiyordum. Şu an, onu peşimden götürebilmek benim kendime olan saygısızlığım gibi geliyor. Bu fazlasıyla utanç vericiydi. Önden ilerlerken onların konuşmaya başladığını işittim. Bu fazlasıyla sıra dışıydı. Hayal ettiğim Yarı-Tanrı olayından tamamen uzaktı. Daha çok, zavallı bir köylüye benziyordu.

Uzun bir yürüyüşün ardından arkama dönüp baktım. Yürümeye ve açlığa alışık olmadıkları çok belli oluyordu. "Açıkmış olmalısın Xavier." dedim. Maia garip bakışlarla bana bakıyordu, onunda fazlasıyla acıktığını anlayabiliyordum. "Burada bekleyin, yiyecek bir şeyler bulup geleceğim. Bir yere ayrılmayın." bunun mantıklı bir davranış olup olmadığını bilmiyordum. Güvenmeyip çekip gitmelerini göze almamalıydım. Arkamı döndüm "Hey sen kanı bozuk, bana taşımamda yardımcı ol." dedim ve yolum devam ettim. O da gelmeme lüksüne sahip olmadığının farkındaydı.

Tayfundan sonra çoğu ağaç devrilmiş, bir sürü hayvan ölmüştü. İleride ağacın altında kalan ceylana baktım. "İşte bu kolay oldu." Maia iğrenmiş bakışlarla bana bakıyordu. "Yoksa o ceylan için üzülüyor musun?" Bir şey demeye çekiniyor gibiydi. "Garip, sonun ondan farksız olmayacak. Büyük balık her zaman küçük balığı yer." Ağacı ceylanın üstünden kaldırdım ve kılıcımı çıkardım. Ceylanın derisini yüzmeye başladım, bu benim için sıradan bir işti.

"Böyle olmayı ben seçmedim." Elimdeki kılıcı yere bıraktım ve arkadan gelen sese başımı döndürdüm. Kız bana doğru bakıyordu. Ayağa kalktım ve hançerimi çıkardım. Kızın boğazına hançerimi dayadım. "Biliyor musun, böyle olmayı ben seçmedim. Seni burada öldürürsem sorun olmaz umarım? Yeterince bana yük oluyorsun. Seni öldürmem için bana mantıklı bir sebep söylemelisin." Bunu gerçekten yapmak istiyordum. Bir kanı bozuk ile bu kadar yakın olmamıştım. İstediğim tek, onu öldürebilmekti. Kız titriyordu. Bir süre sessizlik oldu. "Beklediğim cevapta tam olarak buydu." Hançerimi boğazından indirdim. Ceylanın derisini yüzdüm ve etleri parçalara ayırdım. Kıza odun toplaması gerektiğini söyledim. Bir süre sonra Xavier'ın yanına geldik. Xavier, kızı gördüğü için rahatlamıştı. Ateşi yaktıktan sonra etleri ateşe doğru attım. Etler hazır olduktan sonra büyük bir parça Xavier ve kendime aldım. Kalan artıkları kıza verdim. Anlamsız bir bakışla bana bakıyordu. "Kahramanlar ile Yarı-Tanrılar ile eşit olacağını düşünmedin umarım?" dedikten sonra gülümsedim. Xavier etinden bir kısmını kıza uzattı. Bu gerçek anlamıyla sinir bozucuydu.

"Bu geceyi burada geçireceğiz. Dinlenmeye ihtiyacımız var."

Yere uzanıp yattığım sırada, bir türlü uykuya dalamıyordum. Kız ve Xavier kısık sesiyle konuşmaya başlamıştı. "Bu kıza güvenmiyorum, belki şimdi çekip gitmeliyizdir Maia." dedi. Demek kızın adı buydu. Maia. Hançerime sıkı sıkaya sarılmıştım. Gitmelerine izin vermeyecektim. On sekiz yıldan sonra buna izin veremezdim.
avatar
Rosalind
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20
Nerden : Derin orman.

Kullanıcı profilini gör http://tayfun.yetkinforum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Maia Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:21 pm

Çıtırdayan ateşin başında kollarımı kendime sarmış otururken Xavier'ın dediklerini düşündüm. Etraftaki her şey bana yabancıydı. Bir koruluğun içindeydik. Inveida haritasında bile bulamayacağım yerlerde olmalıydık. Şimdi kaçsak, nereye gidecektik? Rosalind'in ormanı bizden iyi bildiği kesindi. Onun mekanında ondan kaçacaktık, Xavier'ın güçleri tam o an ortaya çıksa bile -ki şu bıçak olayından sonra başka hiçbir şekilde güçlerini sergilememişti- etrafta daireler çizip Rosalind'in avcuna düşebilir ya da daha kötüsü ormanın daha da derinliklerine gidip kaybolur ve ormanın içinde yitip giderdik.

"Bunun iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum." diye mırıldandım gözlerimi ateşe sabitleyip. "Şu ana kadar bizi öldürebileceği çok fırsatı oldu sonuçta. Bence o görevini tamamlamak isteyen bir kabile üyesi sadece." Gözlerimi Rosalind'in sırtına çevirdim. Bir barbarla bu kadar yakın olmak bile tüylerimi ürpertiyordu. Onların sadece çocukları korkutmak için ortaya atılan uydurma varlıklar olduklarını sanıyordum. Xavier'a baktım. Gök ve sıradan bir insanın çocuğuydu. Rahibelerin savaşın nasıl çıktığıyla ilgili anlattığı hikayelere masal gibi bakardım. Gerçek olan tek şey iki ırk arasındaki hakimiyet hırsıydı ve Gök'ün Yer'i aldatması sadece işin masalsı kısmıydı. Benim için doğrusu buydu. Ta ki bugüne kadar.

Xavier konuşmak için bana döndüğünde bakışlarımı yakaladı. Onu seyrediyormuş gibi görünüyor olmalıydım. Tamam, onu seyrediyordum ama... O şekilde değildi işte! Xavier bir an duraksadı, mavi gözlerinde hınzır bir pırıltı gördüğümü sandım bir an ama büyük ihtimalde ateşin yansımasıydı.

"Rosalind'in sana olan davranışını beğenmiyorum. Sen dünyadaki ilk arkadaşımsın." Bir an donup kaldım. Bana arkadaşım demesi üzerinde mi, yoksa dünyadaki ilk arkadaşı olması üzerine mi düşünsem bilemedim.

"Sen- yani, şey, hiç arkadaşın olmadı mı?" diyebildim en sonunda.

"Pek insan yüzü görmedim diyelim." Başını kamp ateşine doğru çevirdi ama acı gülümsemesini görebilmiştim. Nasıl bir hayat yaşadığını hiç anlayamayacağımı düşündüm. İkimizin arasında dünyalar vardı sanki. Onun kaderi çok farklıydı, bu dünyaya bir fark yaratmaya gelmişti, buna emindim. Ben ise... Sıradan bir köylü kızıydım işte. Başka bir şey değil.

"Inveida'nın başkenti, Aurelia." diye mırıldandım düşünceli düşünceli. "Bu kıtanın en kalabalık ve en gelişmiş yeri orasıdır. Belki bir gün oraya gidersin, orayı görmeni çok isterim. Ben de hep oraya gitmek isterdim." Aramızdaki sessizlik uzadıkça gerildim. Yine fark etmeden yanlış bir şey söyleyip pot mu kırmıştım?

"Belki bir gün... Beraber gideriz. Yani Aurelia'ya. Yani istersen." Onun bu sözünün ardından gülsem mi utansam mı bilememiştim. Onun yerine onaylayan bir baş işareti yapmayı tercih ettim. Xavier bir yarı tanrı olsa bile insan ilişkilerinde benim kadar tecrübesizdi. Uyuyan Rosalind'e baktım. Keşke Rosalind de Xavier gibi olsaydı. Bir süre daha ateşin başında oturduktan sonra ayağı kalktım.

"Bir şekilde Rosalind'in davranışlarına katlanmam gerek. Sonuçta o sadece senin için geldi. Ben sadece sizi yavaşlatan bir yüküm." Xavier üzgün gözlerle bana baktığında yüzümü buruşturdum. Amacım kendimi acındırmak değildi ama kulağa öyle gelmişti.

"Ona katlanmak zorundayım çünkü gidecek bir yerim yok." dedim en sonunda. Kabul etmek zordu, bu yüzden zorlukla ve kısık sesle söyleyebilmiştim. Tabii ki Xavier bunu duymuştu. Bana diyecek bir şey bulamamış olmalı ki önüne, ateşe doğru döndü. Birkaç yaprak koparıp yere serdim ve Rosalind ve Xavier'a yakın ama yine de özel bir alan sağlayacak kadar uzak bir yere bir yatak yaptım. Xavier'a iyi geceler demek için döndüğümde onu hala hipnotize olmuş gibi ateşe bakarken gördüm. Göz bile kırpmıyordu. Acı dolu bir geçmişi olmalıydı. Hala kabus gibi anılarından kurtulamadığı bir geçmiş. Bir yanım onu bu kötü transtan çıkarmak istedi, bir yanım da Rosalind gibi bunun benim haddime olmadığını. Hayatımda her zaman olduğu gibi korkaklığım baskın çıktı, ona son bir kez baktım, konuşmamak için dudağımı ısırdım ve ardından arkamı dönüp uykuya daldım.
avatar
Maia
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Xavier Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:22 pm

Bu ne olduğu belirsiz saçma bir rüya gibi geliyor bana. Bilmediğim bir fanusun içinde anlamaya zorlanıyormuşum gibi. Aylardan hangisi bilmiyorum. Günlerden hangisi en ufak fikrim yok. Benim için her gün bugünden ibaret. Bu gerçekten çok zor. Başucumda yanan ateşin eşsizliği dikkatimi çekiyor. Parlayan yıldızların, esen rüzgarın çıkardığı ses, toprağın kokusu, yanımda uyuyan insanlar. Bunlar yaşadığımı hissettirmekten daha çok beni boşluğa düşürüyor. Yıllardır hayalini kurduğum 'yaşamak' beni yokluğa sürüklüyor. Bugünün değerini kavrayamıyorum. Yarının hayalini kurabilmekten yoksunum. Sanırsam, yaşadığım her gün yaşamayı ummak ile geçecek. Bu gece, ilk gecem. Yaşayabilmeyi hissedebileceğim ilk gecem.

Maia. Bu isim hayatımın sonuna kadar bana eşlik edecek. Tanıdığım ilk insan, ismini duyduğum ve benimle konuşan ilk insanın adı bu. Maia. Sabahın ilk ışıkları ile gözlerimi açtım. Uyumak, yapmayı umduğum şeyler arasında değildi. Yıllardır yaptığım tek şey buydu. Daha fazla yapmayı ummuyordum. Rosalind kılıcını temizliyordu. Tenine işlenmiş garip motifler sanki gerçek Rosalind'i saklıyor gibiydi. Ayağa kalktığım zaman, Maia uyuyordu. Üşüyor gibiydi ama üstüne serebilecek bir şeyim yoktu. Rosalind'in yanına oturdum. Bana baktı, gülümsemiyordu. "Genelde insanlar beni gördüğü zaman kaçmaya çalışırlar." Dün gece olanları duymuş olmalıydı. Ne diyeceğimi bilmiyordum, duymuş olmasını beklemiyordum.

O gün herkes sessizdi. Gün boyunca yürümeye devam ettik. Rosalind bizimle konuşmadı. Diğer günlerde böyle devam ediyordu. Bilmediğimiz sık ağaçlarla dolu orman sessiz ve ıssızdı. Tek pusulamız Rosalind olmuştu.

"Daha ne kadar yürüyebilirim bilmiyorum, gerçekten yoruldum." Maia bitkin duruyordu. Daha önce hiç bu kadar yürümediğini anlayabiliyordum. Ona doğru gülümsedim. "O zaman yürümeyebilirsin Maia." dedim. Ellerimi onun bedenine götürdüm ve havaya kaldırdım. Benim için tüy kadar hafifti. Şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Ş..şey buna hiç gerek yoktu." Utandığını anlayabiliyordum. Rosalind bize garip bakışlar atıyordu. Maia ile birbirimize baktık. Bu gerçekten garipti. Ona baktığım zaman farklı hissediyordum. Bana yaşamayı hatırlatıyordu.

Günlerce yürümeye devam ettik. Artık nereye gittiğimizi anlamak zordu. Rosalind Maia ile daha az kötü konuşuyordu. Onun standartlarına göre. Güneş batmaya yakındı. Gökyüzü turuncu, kızıl olmuştu. Kuşlar cıvıldıyordu, ağaçların yaprakları yere usulca dökülüyordu. Rosalind telaşla yanımıza geldi. Yüzünün rengi atmıştı. "Hemen gitmemiz gerekiyor." dedi. Neler olduğunu anlayamadan koşmaya başlamıştık. Maia bakıştığımız zaman olanları anlayamıyorduk. Rosalind bizim çok önümüzden koşuyordu. Rosalind duraksadı. Karşısında kalabalık bir orduyu anımsayan kılıçlı, mızraklı ve oklu erkekler vardı. Siyah uzun saçları olan, yüzü oldukça keskin adam Rosalind'i görünce gülümsedi.

"Öldüğünü düşündüm." dedi Rosalind'in çenesinden tutarken. Rosalind bize doğru baktı. "Aslında ölmedim. Sana güzel bir hediyem var." dedi. O an Maia ile bir oyunun içinde olduğumuzu anlamıştık. Tek amacı bizi buraya getirmekti. Bizi kurtarmak değildi. Adam Rosalind'i belinden tuttu. "Seni işte bu yüzden bu kadar çok seviyorum, Rosalind. Ay ışığım."

Bizden oldukça iri adamlar ellerimizi ve kollarımızı bağladı. Siyah uzun saçlı adam bize dönerek bizi tutan adamlara seslendi. "Nazik olun, kız size hediyem olacak bu akşam." Rosalind önden ilerlerken bize bir daha bakma gereği bile duymamıştı. Maia korkuyordu. Bir şey yapmam gerektiğini hissediyordum. Ancak ne yapmam gerektiğine dair en ufak fikrim yoktu.
avatar
Xavier

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 22
Nerden : Yer ve Gök'ün buluştuğu yer.

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Maia Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:24 pm

Gözlerim kocaman açılmış barbarların bize doğru ilerlemesini seyretmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Son birkaç gündür Rosalind'le avlanmaya alışmıştım. O da bana yemekten daha fazla pay veriyordu. Tamam, sohbetler ettiğimizi söyleyemem ama en azından benimle hakaret etmeden konuşuyordu. Fazla umut etmemem gerektiğini biliyordum ama neredeyse onların inlerine değil de özgürlüğe doğru yol alıyoruz gibi hissediyordum. Ama şimdi bütün umutlarım şaka gibi gözüküyordu gözüme. Avcıma bakan bir geyik gibi hissediyordum kendimi. Yolculuğun ilk günü Rosalind'le gördüğümüz geyik gibi. Xavier önüme geçerek beni trans halimden çıkardı. Kollarını beni tutmak istermiş gibi arkasına uzatmıştı. O kadar yakınımdaydı ki nefes seslerini bile duyuyordum. Nefes alışı hızlıydı, gerginliğini neredeyse hissedebiliyordum... Ve korkusunu. Kendisi için korkmadığını biliyordum. Benim için korkuyordu.

Safkanların yaklaşmasıyla geri çekiliyorduk. Adım adım. Kaçmanın bir faydası olmadığını bile bile. Kafamı arkama çevirmeye cesaret edemiyordum ama belki, bir anda hızlıca atılırsak belki yapabilirdik. Ben hızlı koşamazdım ama Xavier beni kucağına alırsa...

"Hop, tuttum!" Birisi iki kolumdan birden kavrayınca korkuyla irkildim. Xavier kızgınlıkla arkasını döndü. Hançerini çekmişti.

"Gök'ün Işığı, lütfen size bir saygısızlık yaptığımızı düşünmeyin. Aksine, biz yıllarca sizi bekledik. Gök Tanrıça'nın bize işaretisiniz siz. Sizinle birlikte dünyadaki hiçbir ölümlü karşımızda duramaz." Rosalind'in insanlarından biri söylemişti bunu. Hepsinin erkek olduğunu fark ettim. Rosalind'in hediye derken ne demek istediğini sanki anlıyordum.

"Beni nasıl gördüğünüz umurumda değil. Onu bırakın." Xavier'ın sesi neredeyse hırıltı gibi çıkıyordu. Mavi gözlerinde insanüstü bir parıltı vardı. Hava elektrikle çıtırdadı. Tüylerim diken diken olmuştu. Buna rağmen beni tutan eller tutuşlarını hiç gevşetmemişti. Göz ucumla bir barbarın kafa işaretini gördüm. Rosalind'le konuşan adamdı bu. Kabilenin en uzunu ve en kaslısı olduğu kesindi. Uzun saçları zift kadar karaydı. Teni güneşten yanmıştı ve mavi gözleriyle bir tezat oluşturuyordu. Ama en çok dikkatimi çeken gözlerindeki bakıştı. Rosalind bile beni ilk gördüğünde bu kadar kötü bakmamıştı. Beni tutan adam ellerini çektiğinde bile gözlerimi ondan ayıramadım. Ölmemi bu kadar isteyen bir insan... Ona insan dememeliydim sanırım.

"Tyrell." dedi beni daha önce arkamdan tutan adam. İlk önce kendinden bahsettiğini sandım ama başıyla önünü işaret etti. En önden Rosalind, Tyrell ve Xavier gidiyordu. Beni ise en arkaya atmış, yanıma da kaçmayayım diye beni tutan adamı vermişlerdi. "Kabilenin reisi o. Rosa da sevgilisi gibi bir şey. Reis kabiledeki tek kızı alır sonuçta." Omuz silkti.

"Rosa mı?" diye homurdandım kendime hakim olamayıp. Sonunda ağzımı açıp bir şey söylememe şaşırmış gibi kaşlarını kaldırdı ilk önce. Mavi gözleri tehditkar değil de muzip bakıyordu sanki. "Rosa benim kız kardeşim gibidir. Ona böyle seslenip hayatta kalabilecek tek kişi benim." Sırıttı. "Kabilenin tek kızı olmak ona biraz saldırganlık kazandırmış olabilir, evet." dedi sanki düşündüğüm bir soruyu cevaplıyormuş gibi. Ne olursa olsun Rosalind'e olan öfkemin geçmesine izin vermedim. Öfkeden çok hayal kırıklığıydı gerçi. Rosalind beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Gözlerimin yandığını hissettim. Bunu gören adam bana doğru eğildi ve uyarırcasına konuştu.

"Şimdi ağlamasan iyi olur, küçük melez. Gözyaşlarını sonraki günlere sakla."
avatar
Maia
Ana Karakter

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 20

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: On Sekiz Yıllık Bekleyiş

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz