Tayfun Günü

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Tayfun Günü

Mesaj tarafından Xavier Bir Çarş. Haz. 14, 2017 1:15 pm

Bugün 6569. gün. Küçücük bir mezarlıkta, ölmemek için direndiğim 6569.gün. Bir şey yapmadığım halde, elimde kılıcımla hayata tutunmaya çalıştığım binlerce günden sadece birisi bugün. Oysa yarın diğer günlerden farklı olacak. Yarın, 18. yaş günüm ya da bana öyle olduğunu söylüyorlar. Bunların hepsi saçmalık, hayatta kalmam gerektiği söylendiği için hayatta kalmaya çalışıyorum. Hayat ile ilgili bildiğim her şey bu kadar.

Küflü yerlerin, ıslak duvarların, güneşten yoksun pencerenin bedenimde yarattığı etki ruhumun yanında hiç kalıyor. Bunların son bulma düşüncesi bile çılgınca ve imkansız. Bir hayatın içinde yer alabilmem, adapte olabilmem imkansız. Konuştuğum tek kişi bana yemeğimi getiren muhafız. Bir insanın tenine dokunabilmenin yarattığı hissi hiç yaşayamamak nasıl bilemiyorum.
Güneşin ilk ışıkları yüzüme vurunca rahatsız uykumdan uyanıyorum. Daha önce hiç deliksiz uyumadım zaten.
Yatak olarak kullandığım paçavranın üzerinden doğrulup sağ tarafımdan bıçağımı alıyorum. Paslanmış ve eski bir şey bu. Hayatımı kendim tayin etmem için elimdeki tek şey bu.

Bugün on sekizinci yaş günüm. Bugün öleceğim gün.

Bir ahmak gibi Yer'in seçtiği savaşçıya karşı yenebileceğimi düşünmedim hiç. Neredeyse doğduğundan beri yerin altına oyulmuş, ufacık bir odada yaşıyorsan gerçekçi olman gerek sonuçta. Bu hapishane, benim işlemediğim bir suç için beni içeride tutuyor. Bunun haksızlık olduğunu biliyorum, yine de bunun için üzülmeyi yıllar önce bıraktım. Artık sadece düelloya çıkacağım zaman ayaklarımın altında çimenleri hissedebilmeyi, yüzümü yalayan rüzgarın serinliğini duymayı istiyorum. Ölmeden önce bir kez olsun yaşadığımı hissetmek istiyorum.

Kapının ardından gelen ayak seslerini duyduğumda acele etmeden ayağı kalkıyorum.

Vakit geldi.
İki muhafız ellerinde ölmemi engellemeyeceğini bildikleri halde ağır zırhlarla içeri girdiler. Paslı hançerimin yanı sıra yeni işlenmiş, parlak kılıcı bana doğru uzattılar. Hayatımda gördüğüm en parlak şeydi. Muhafızlar bana doğru kılıcı ve yeleği uzattıkları sırada yüzlerindeki mimikleri görebilmek, Dünya'nın kokusunu hissedebilmek... Bu ilkti.

Tanrılar asla şaşmaz. Zırh üstüme tam uymuştu. Yıllardır yaşadığım mezarlıktan ilk çıkışımı hayal edemezdim ama şu an bunu yaşıyorum. İnsanların garip bakışları, gün ışığının yakıcı parlaklığı düşündüğüm her şeyden çok farklı. Meydan düşündüğüm gibi çim dolu değil. Mutlu, aydınlık bir dünya da yok. Bu günü bekleyen, ölmem için bahse girmiş binlerce insanın haykırışları, ter kokuları ve leş dolu dünya. Kaç gündür orada olduğunu kestiremediğim cesetler çürümeye başlamış. Dünya'nın kokusu, leş gibi.

Meydanın önünde tek başıma durduğum zaman insanlar haykırmaya ve bağırmaya başladılar. Sanırsam bugün sadece öleceğim. Yaşamak böyle olamaz. Benden beş, altı kat daha cüsseli adam beni öldürmeyi yıllardır bekliyor gibi. Yüzünde oluşan çirkin gülüşü iliklerime kadar hissediyorum. Ancak bugün ölmeyeceğim, yaşamayı tatmadan ölmeyeceğim.

O an fark ettiğim diğer şey zırhımın bir paçavra olduğu. Karşımdaki adam beni öldürmek için doğmuş gibi. Dikenli zırhını delebilecek herhangi bir silah yok. Bana verdikleri zırhı ve kılıcı yere bırakıyorum. Bunlara ihtiyacım yok.
Bakışlarımı dev adamdan çekmek adına göğe çeviriyorum. Bu, karşımdaki grubu daha da sinirlendirmişe benziyor.

"Babandan medet umuyorsan çok yanlış düşünüyorsun!" diye bağırıyor seyircilerden biri.
Kaşlarımı çatıp başımı yavaşça aşağı indiriyorum. Babam mi? Gök Tanrısı'nın öyle bir vasfı olmadığını düşünüyorum. Baba, çok insanlara özgü bir kelime.

Sessizliğimden tatmin olmayan dev bir nara atarak üstüme yürüyor. Yarı yoldayken ince görünüşlü, parşömen kağıdı renginde bir cüppe giyen rahip onu durduruyor. Yer'in rahipleri.

"Adil bir savaş, adil bir şekilde başlamalı." Yumruğumu sıkıyorum. Adil. Bu kelime kesinlikle hayatımın herhangi bir kısmını tanımlamıyordu.

"Yer Tanrıçası'nın yüce rahiplerinin seçtiği şampiyon,. Yer Tanrıçası'nın on sekiz yıldır esiri, Gök Tanrısı'nın piçi Xavier ile dövüşecek. Eğer Xavier kazanırsa, özgürlüğünü kazanacak. Eğer kaybederse, on sekiz yıllık yaşamı burada sona erecek."

"Ne yaşam ama," diye mırıldanıyorum rahip geri çekilirken. Elimdeki bıçağa bakıyorum. Gerçekten böyle mi öleceğim? Kendime ne kadar gerçekçi olduğumu söylersem söyleyeyim içimde bir parçam hayatımın daha anlamlı bir şeye dönüşeceğini umuyormuş meğer. Ölümle yüz yüzeyken o ufak parçam beni zorluyordu.

Ölemezsin. Ölemezsin.

Vücuduma bir elektrik dalgası verilmiş gibi titriyorum.

"Neler oluyor?" Dev korkuyla bağırdığında -bunu yapabildiğini düşünemiştim- ona bakıyorum. Ama o bana bakmıyordu. Yukarı bakıyordu. Göğe.

Gökyüzü yıldırımlarla yarılıyor. Onların etkisiyle yer sallanmaya başlıyor. Bütün dünya gözümün önünde ters dönüyor sanki. İnsanlar çığlıklar atarak kaçmaya başlıyor. Ben de öyle.

Ayaklarımın gücü kalmayana dek koşuyorum.

Bir uçurumun kıyısındayım. Tam karşımda okyanus var. Bu muhteşem manzaraya dalıp gidebilirdim, bu manzaranın büyük bir bölümünü devasa bir tayfun kaplamasaydı.

Bu kadar büyük bir şey görebileceğimi hiç tahmin etmezdim. Denizin üzerinden kıyı köyüne doğru uzanıyor, yakınındaki her şeyi yakıp yıkıyor.

Arkamı dönüp koşmaya devam ediyorum. Kendimden kaçtığımı fark edene kadar. Yıldırımlar düşmeye, şimşekler çakmaya devam ediyor. Ama arkamı dönüp kaçtığım tayfun hala ilk gördüğüm kadar yakınımda.
avatar
Xavier

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 06/09/16
Yaş : 22
Nerden : Yer ve Gök'ün buluştuğu yer.

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz